28 Şubat 2012 Salı

Haftanın Çok Bilmişi #8 yerine Bize Zulmeden "Erkeklik"


20-26 Şubat 2012- Türklük, milliyetçilik, ırkçılık… İstemesen de üstüne yapışan imtiyazlar silsilesine haiz bir kimlikten, kendi dışındakilerin hepsine nefret besleyen bir ideolojiye giderek daralan kümeler dizisi… Evrensel kümeleri olarak da erkeklik, hatta belki de en büyük derdimiz erkeklik… Geçtiğimiz hafta bulduğu her mecrada karşımıza çıktı yine. Önce belki bilerek, belki sehven bir seks işçisi yakıştırması ile Nur Serter aşağılanmaya çalışıldı bir dizide. Bir seks işçisine ismi verilerek aşağıladığını düşünmek ne kadar izansızlıksa, karşılığında bununla aşağılandığını düşünmekse o kadar büyük izansızlıktı. AKP milletvekillerinin yanı sıra, Sırrı Süreyya Önder ve Mazlum-Der de bu akıl tutulmasına kapıldı. Onlara göre, hayatın belki de en çileli yolundan yürüyen, çalışırken emeğini değil, bizzat kendi bedenini kiralayan ve toplumsal baskıya ve her türlü şiddete açık halde yaşamaya çalışan bu insanlar, ahlaksızdı…

Pazar günü Hocalı katliamının 20. yıl dönümü “kutlamaları” vesilesiyle Taksim’de düzenlenen bir mitingle bu kez en görünür ve köşeli haliyle çıkageldi erkeklik. Gerek tüm gazetelerde -ertesinde tüm toparlama çabasına rağmen Radikal gazetesi de bu günahın ortaklarındandır- ve billboardlarda, normal ilan ücretinin 10 katı para verilerek yapılan duyurudaki nefret dolu tavır, gerekse miting alanındaki ırkçı ve hakaret içerikli söylemler, mitingin adını andığı gün katledilen 613 insanı anmaktan çok daha farklı bir boyutta olacağının göstergesi gibiydi. Derdi, inkâra devam etmeyi bile bir yana bırakıp bir etnik kökeni toptan suçlu ilan etmekti.

O gün orada toplanan kalabalık Hocalı katliamını sözde vicdani bir tavırla anmaya çalışıyor gözükse de, asıl amaç 19 Ocak’ta Hrant Dink için biraraya gelen kitleye cevap vermek ve 1915 soykırımının koca bir yalan olduğunu göstermeye çalışmaktı. Bir üst kimlik olarak “erkek Türklük”, kendisine vurulan darbelerin intikamını almak için boy gösteriyordu Taksim’de. Bu zihniyet, Hocalı’da ölen sivillerin acısını paylaşmak ve herhangi bir vahşetin karşısında duruş sergileyeceğine, ölülerin üzerinden daha çok nefret ve ölüm isteyen bir tavır takınıyor ve katliamcıların eylemlerine ve günahlarına ortak oluyorlardı.

Eyleme çeşitli sendikaların, sivil toplum kuruluşlarının, parti örgütlerinin ve belediyenin de destek vermesiyle buradaki milliyetçi söylemi, resmi organlar ve sivil toplum örgütleri de bir anlamda onaylamış oldular. Bunun yanında, İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in “Hepiniz Ermenisiniz, Hepiniz Piçsiniz” pankartlarının ve beyaz bereleriyle katillere selam duranların, “Bozkurt Ogün, Bozkurt Çatlı” sloganlarının arasında “Bu kanın hesabı sorulacaktır” açıklaması ile devleti yüksek düzeyde ve en vahşi şekilde temsil ediyordu. Sonrasında da Başbakan, bu eyleme de, Bakan’a da sahip çıkmayı ihmal etmedi. Bundan birkaç ay önce, “zararlı sanatsal ürünlerin”, "terör örgütleri"ne yardakçılık olduğunu savunan Şahin‘in, AKP’nin devletleşen ve acımasızlaşan zihniyetinin katmerleyici bir dışavurumu oldu. Paradoksal biçimde (bizzat Başbakan tarafından) azınlık mülklerini geri veren iktidar partisinin, milliyetçi bir maske altında, azınlıkların devlet eliyle yapılan tarihsel mağduriyetleri karşısında, yüzsüzce başka kurbanların mağduriyetliğini kullanması, onlar adına büyük bir eksi olarak hanelerine eklenmiş oldu. Basının tavrı da, aynı şekilde ürkütücüydü: Sözcü ve HaberTürk gazeteleri attıkları başlıklarla mitinge destek veren şekildeydi. Hürriyet gazetesi ise yarı çıplak bir mankenin fotoğrafının yanında dev puntolarla ve İdris Naim Şahin’in açıklamalarına geniş yer vererek bilindik tavrını yinelemiş oldu. Van depremi, ardından Roboski katliamı, ardından en basitinden empati yoksunu yüzüyle yüzeye çıkan eril söylem, bu mitingle en üst noktasına çıktı.

Velev ki hepimiz seks işçiyiz veya piçiz. Devletin bize karşı olan yok etme güdüsü anlaşılır da, peki, bizleri, yani ötekileri, dünyanın her tarafında, komşularımız, eşimiz, dostumuz, akrabamız, yanı başımızdakiler nasıl bu kadar kolay aşağılıyorlar, öldürüyorlar veya öldürebilmeye hazır duruyorlar? Neden bu bizi yok eden “erkeklik”e sahip çıkıyor ve onu sürekli yeniden üretiyorlar? Bizce esas cevap verilmesi gereken soru budur. Bu sorulara, "ama" ile cevap vererek, bu zulmü edenleri meşru kılacak herkes için "çok bilmişlik" payesi belki de devede kulak...

Hiç yorum yok: