16 Şubat 2012 Perşembe

Bakalım… Ne görüyoruz?

 Bu aralar hep Bandista’nın “İnkârın Şarkısı” kulağımda, “bir hikâye anlatmamız gerekiyorsa eğer, 1915’ten başlamamız lâzım” diyorlar. Bugün Türkiye’de yaşadıklarımızın dönüp dolaşıp dayandığı zihniyeti görmek istiyorsak, evet 1915’te başlayan ve hiç durmadan devam eden sürece bakmamız lâzım. Bunun için gündelik hayat kâfi, ne tarihçilere, ne de tarih kitaplarına ihtiyacımız yok. Hele de resmî tarih tezlerine karnımız gerçekten tok…

Ermenilerle ilgili bir mesele konuşulduğunda dile getirilen “canavar Ermeni diasporasından” bahsederken, dünyadaki Ermeni nüfusuna, yaşadıkları coğrafyalara bakalım, “yaratılan” diasporanın Türkiye’deki Ermenilerin akrabaları olduğundan bahsedelim biraz da.

20. yüzyılın başlarında, Anadolu’daki nüfusa, oradaki okulların seviyesine, öğrencilerinin isimlerine, farklı dillerde çıkan günlük gazetelerin çeşitliliğine bakıp, sonra dönüp bugün İstanbul’daki azınlık okullarının halini, öğrencilerin isim ve özellikle de soyadlarını, çıkan günlük gazetelerin garibanlığını görelim.

20 Kura Askerlik, Varlık Vergisi gibi zulüm politikalarından sonra bile, İstanbul’da çıkan farklı dillerdeki gazetelerde döne(bile)n siyasi tartışmalara, Nor Or gibi halen Ermenice tavır alan gazetelere bakalım. Sonra da dönüp, bugün sadece birileri Soykırım’la ilgili bir şeyler gündeme getirdiğinde söz hakkı “verilen” Ermenileri hatırlayalım.


Devletin (ve devletlu zihniyetin) Hagop Martayan’daki tahammülsüzlüğüne karşın, A. Dilaçar derkenki gururuna bakalım. Buna bakarken, neden “Hepimiz Ermeniyiz” diyemediklerinden bahsedelim.

Mütekabiliyetçi zihniyetleri gözden geçirelim. “Hepimiz Ermeniyiz” demeden önce ‘karşı’sındakinin “Hepimiz Mehmet’iz” deme bekleyişlerini görelim. Yaşanan “kötü olayları” kınayabilmek için, önce bir Ermeni’nin ASALA’yı kınayıp kınamadığını öğrenmekteki arzusunu görüp, bütün bunları söyleyip, kınadıkları takdirde yaşadıkları tatminin sebeplerine inelim.

Baştan sorunlu kardeşlik metaforunda, aynı zihniyetin üstlenmek için canla başla mücadele ettiği ve hep kafamıza kaktığı, hem büyük, hem de gerekirse “sapına kadar erkek” ağabey rolüne bakalım ve kardeşleri olmak için çırpınanlardan bahsedelim.

Sonucunda ne kalacak elimizde? Yapılan etnisite mühendislikleri, uygulanan zulüm politikaları, gelişiminin durdurulması başarılan kültürler, eşit olmayan yurttaşlıklar, söz almaya çalışan ama söz hakkı “verilmeyen” insanlar, hiçbir şeyin farkında bile olmayan bir sürü insanın yanında (çoğunluk), bu kokuşmuş zihniyete ve onun çürük tezlerine karşı mücadele eden bir kitle (azınlık). Bugüne kadar, bu zihniyetin birçok şeyi başardığı doğrudur, peki ya bundan sonra? Bunların hâlâ devam edebileceğine inanıyor musunuz? Bir gün tarih kitaplarının yaptıkları katliamları yazmayacağını düşünüyorlarsa, fena halde yanılıyorlar. Doğrudur, her şeyi daha geç konuşmaya başlıyoruz ama bir gün geliyor, konuşuyoruz işte! Şimdilik dimdik ayaktalar ya da öyleymiş gibi yapmaya çalışıyorlar ama unutmasınlar ki, “eğer hâlâ başınız dik yaşayabiliyorsanız, bu boğazınıza kadar boka battığınız içindir!”*

Tamar Nalcı

*Dario Fo

1 yorum:

Gülsen dedi ki...

Yazı nefis ve son cümle şamar gibi yazanın elleri dert görmesin.