9 Mart 2011 Çarşamba

Bozkırdan Yükselen Gitar Sesi: Süleyman Bağcıoğlu

Rock müzik, küçük kitlelerin müziği olmaktan çıkıp kitlelere ulaşınca ve endüstri dolayısıyla kapitalizm ile etkileşim alanı içine girince, kendi çıkış noktası olan sisteme başkaldırı, özgürlük vs. gibi kavramların içi boşaltılmış oldu. Endüstrileşen her sanat akımı gibi, rock müzik de bugün estetikten uzak bir müzik türü. Peki, bugün bu endüstrinin dışında duran gruplar veya müzisyenler yok mu? Elbette var, çılgın albüm satış savaşlarına hiç girmeyerek, gözlerden uzak, kulakların paslarını silen adamlar hâlâ var, çok şükür. Bugün rock müziğin sesi hâlâ yüksek çıkabiliyorsa, bu adamlar sayesindedir.

Süleyman Bağcıoğlu, tam da bu tanım içine giren müzisyenlerden biri. İstanbul Kabataş Lisesi’nde müzik kariyerine başlayan Bağcıoğlu, İstanbul’dan Ankara’ya geldikten sonra, bir nevi kendi kariyerinin şekline de yön vermiş olmuş, belki de. Ankara’da kurduğu ünlü kült grup Blues Express ile ciddi bir hayran kitlesi oluşmaya başladı. 90’ların sonuna kadar Blues Express ile uzun yıllar bar performansları sergileyen Bağcıoğlu, sadece Ankara’dan değil, İstanbul’dan da ciddi hayran kitleleri edinmeye başladı. Bu hayran kitlesini arkasına alarak, ucuz pop-rock albümleri yapıp ana akım medyaya taşıyabilirdi sanatını; fakat o, Blues Express ile sevdiği adamların ve grupların parçalarını kendine has üslubuyla yorumlamaya devam etti. 2000’li yılların başında Blues Express maalesef dağılma kararı aldı. 2001 başında Süleyman Bağcıoğlu, Bulutsuzluk Özlemi’ne katıldı. Bulutsuzluk Özlemi’nin “Numara” albümünde gitar çaldı. Daha sonra yerini Serdar Öztop’a bıraktı. Bağcıoğlu, Bulutsuzluk Özelmi dönemi sonrasında, yine bar grupları kurmaya başladı (Kendinden Prensli At ve In Rock). Yine kendi halinde sevdiği adamların ve grupların parçalarını yorumlamaya devam etti.




Hayranlık uyandıran, sanat ürünlerin altında yatan derin bir samimiyettir bana kalırsa. Richie Blackmore, Mistreated parçasının solosunu atarken, gerçekten aşk acısı çekiyordu. Gilmore, Comfortably Numb solosunu atarken giderek hissizleşen insanlara karşı bir tepki duyuyordu. Süleyman Bağcıoğlu’nun herhangi bir performansını izlerken bu samimiyete erişiyorsunuz zaten. Çalmaktan çok hoşlandığı vücut diline yansıyan Dire Sraits'in Sultans Of Swing parçalarında sahne ona bırakılır, o tek başına şarkıyla bütünleşerek solosunu atar. Mistreated çalarken ise ciddi anlamda Blackmore’nun rakibi olur. Bar müzisyeni olmak zordur; hele cover grubuysanız, daha da zordur. Dinleyenler tarafından sallanmama tehlikesi vardır. Müzisyenin performansını alaşağı edebilir, bu durum. Bağcıoğlu bu durumu cidden takmayan bir adam. Onun için kalabalığın nicel özellikleri önemli değil, gözünü kapayıp sevdiği parçaların sololarını kendine göre yorumlar. Endüstriyle içli dış olmadığı için, onun müziğinde samimiyet ve estetik hâkimdir. Yukarıda bahsettiğim gibi, Bağcıoğlu ciddi bir hayran kitlesine sahip. Onu ilk kez dinleyen biri, performans bitince elini sıkmak için yanına gidebilir, herkesi de aynı tevazuuyla karşılar: “Eyvallah”. Kısacası, Ankara bozkırındaki bu sessiz ama gitarı yüksek sesli adamı dikkatle ve zevkle dinlemek lazım…


Can Öktemer

1 yorum:

Söz Konusu Sanat dedi ki...

Çok detaylı ve etkileyici bir yazı paylaşımı olmuş. Yazının tamamını çok büyük bir keyifle okudum, teşekkürler. Gitar Kursu İzmir