10 Mart 2012 Cumartesi

Haftanın Çok Bilmişi #9: Ataol Behramoğlu


27 Şubat-4 Mart 2012- Geçtiğimiz hafta da çok bilmiş adayları konusunda sıkıntı yaşamadık. 13 Mart tarihinde Sivas Katliamı davasının zaman aşımına uğrayacak olmasıyla bu topraklarda adaletin hiç de adil olmadığını bir kez daha görmemizi sağladı. Adıyaman’da Alevi ailelerinin kapılarının işaretlenmesi ve “çocuklar boyamış” gibi ancak bu ülkeyi tanımayacak insanların inanacağı bir açıklamayla geçiştirildi. İdris Naim Şahin ise geçen haftaki Hocalı mitinginde içindekileri yeterince dökememiş olacak ki, (sanki yaşamlarımız nefret söylemi, ırkçılık ve resmi yalanlardan arınmış, sağlıklı yürüyormuş gibi) “AKP’nin üşümesi halinde Türkiye’nin zatürre olacağını” söyledi. Hızını biraz daha alamazsa Güneş Sistemi’nin merkezini AKP olarak tanımlayacak İdris Naim Şahin’e, ne yazık ki, bir bere yollayamıyoruz. Fakat bakanımız 3. kez mansiyon ödülüne hak kazanarak, şimdiye dek “Haftanın Çok Bilmişi’nde en çok anılan kişi” olarak kendini önemli bir konuma yükseltiyor.

Ama geçtiğimiz hafta yaşanan en büyük hayal kırıklığını  “Bu aşk burada biter ve ben çeker giderim“ dizelerinin sahibi Ataol Behramoğlu’ndan geldi. CNN Türk’teki 5N1K programında Cüneyt Özdemir’e konuk olan Behramoğlu, 28 Şubat post modern darbesini “28 Şubat 1997’de askerler Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerinin o dönemdeki iktidarı tarafından başta eğitim olmak üzere yıkılmasına bozulmasına engel oldular.” sözleriyle destek vererek büyük bir şaşkınlık yarattı.  1980 darbesinde Barış Derneği’nin kurucusu olduğu için tutuklanarak Maltepe Askeri cezaevine kapatılan Behramoğlu’nun “Ben darbe iyidir, demokrasi kötüdür demiyorum. Asla böyle bir şeyi savunmuyorum. Ama gerekirse olabilir” diyerek 28 Şubat’ı desteklemesi içine düştüğü karmaşayı gösteriyor. Kendisinin zamanında mağduriyet yaşatmış askeri darbeyi bu gün savunacak duruma gelmiş. Mesleği şairlik olan Behramoğlu şairlerin sivil olduğunu unutuyor ve “Halk örgütlü değilse buna bir şekilde buna bir şekilde asker karar verebilir. Askerin yaptığına sivil toplum sahip çıkabilseydi, toplum bambaşka bir yere gidebilirdi” diyerek bütün demokratik çözümlere sırtını dönerek askeri çözümlere sığınıyor. Ayrıca kendi hayatını, soyut değerler üzerinden, kendisinden daha “iyi” düzenleyebilecek birilerinin olduğuna inanarak, Behramoğlu sadece içindeki karmaşayı göstermiyor; aynı zamanda elinin altından giden o arkaik Cumhuriyet ideallerinin paniği içinde bir sivil olarak kendi iradesini yok sayıyor.

Peki bu buhran sadece Ataol Behramoğlu’nda mı gözüküyor? Rutkay Aziz, Tarık Akan, Ferhan Şensoy gibi kimi aydınlarda, mevcut siyasi iktidarı ancak askeri yollarla defedebileceklerine inanıyorlar. Cumhuriyet güç birliği gibi artık adı bile antik kalmış oluşumların toplantılarında inatla korumayı çalıştıkları Kemalizm ve Cumhuriyetin tek partili anti demokratik dönemini yüceltiyorlar. 1980 darbesinin mağdurları olarak, mağdur oldukları anti demokratik düzenin tam kendisi oluyorlar. Ataol Behramoğlu’un yaptığı açıklamalarla düştüğü durumu görünce  Türkiye edebiyatının belki de en "sivil şairi" Ece Ayhan’ı bir kez daha anmak farz oluyor:

Bir Sivil Şairin Ölümü
Beyoğlu’nda. Sakızağacı Caddesi’nde, devletin hem dışında, hem de karşısında olarak, bir pezevengin ve bir orospunun oğlu olarak, biz de diyoruz ki:
“Şiir, şiirde kalmaz efendiler! Kalmamıştır da! Evet, bir şiirde dizgi yanlışı olabilir! Ama, baba düşüncede? Asla!“

1 yorum:

Gülsen dedi ki...

gerçekten çok kötü durumdalar !